Düşmanlığı Değil Muhabbeti Büyütmek

Müminler ayrışmayı ve kin beslemeyi bırakıp Kur'an'ın emrettiği sevgi, merhamet ve kardeşlik bağlarıyla kenetlenerek fitneye karşı tek yürek olmalıdır.

Yüce Allah Kur’an’da tartışmayı, çekişmeyi, düşmanlığı, kin ve nefret beslemeyi çirkin ahlâk özellikleri olarak tarif ediyor. Ve müminlerin birbirlerine sevgiyle, merhametle, şefkatle ve kardeşlik duygusuyla yaklaşmalarını emrediyor.

Fakat ne acı ki kimi Müslümanların ağızlarından sevgi, şefkat, dostluk, kardeşlik, birlik ve bütünlük gibi kelimeler neredeyse hiç dökülmüyor. Sözleri dayanaksız iddialardan, suçlamalardan, ithamlardan ve tartışmayı körükleyen ifadelerden ibaret kalıyor. Her meselede bir kusur buluyor, her sözün altında başka bir niyet arıyor, her Müslümanı şüpheyle karşılıyor, adeta sapacağını düşünüyorlar. Böylece kalpleri birleştirmek yerine ayırıyor, kardeşliği güçlendirmek yerine zedeliyorlar.

Allah, Müslümanlara birlik olmalarını, bölünüp parçalanmamalarını ve birlik içinde güç kazanmalarını emrederken kimileri güçlerini küfre karşı kullanmak yerine kendi kardeşlerine karşı kullanıyor. “Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın” emri dururken, din kardeşlerinin ipini çekmeye çalışıyorlar. Müminlerin el ele vererek yükselmesi gerekirken, birbirlerinin ayağını kaydırmaya çalışıyorlar.

Allah, “Zandan çok kaçının” buyuruyor. Buna rağmen bir kısım Müslüman, Allah’ın emri gereği kardeşlerine hüsn-ü zanla yaklaşmak yerine; kalplerinde kurdukları zanları hakikatmiş gibi kabul ediyor, ardından o zanların üzerine kin ve nefret inşa ediyor. Kur’an’la öğüt veren, Kur’an’dan delil getirerek uyaran Müslümanlara bile önyargıyla yaklaşıyorlar. Bu önyargı yüzünden de anlatılmak istenileni anlamıyor; kendi zihinlerinde oluşturdukları şüpheleri doğrulayacak şekilde anlamak istiyorlar.

Çünkü insan neyi görmek istiyorsa, çoğu zaman ona bakar, neyi duymak istiyorsa, söylenen sözlerden onu seçer. Kalbi sevgiyle değil de öfkeyle dolmuş olan kimse, güzel bir sözün içinden bile kendisine kızacak bir cümle bulabilir. Peşinen düşmanlık besleyen ise nasihati nasihat değil, saldırı olarak algılar.

Kimilerinin yaptığı şey adeta bir hayat tarzına dönüşmüş: Tartışmak, cedelleşmek, fitne çıkarmak, ona buna laf yetiştirmek, insanları suçlamak ve etrafa nefret saçmak...

Oysa Müslüman, Rabbini, Resûlullah’a duyduğu sevgiyi, muhabbetle anlatmalı. Allah için sevmeyi, Allah rızası uğruna fedakârlık yapmayı, Allah’ın yarattığı güzellikler karşısında duyduğu hayranlığı paylaşmalı. Yeryüzündeki her güzellikte Allah’ın sanatını, her nimette O’nun rahmetini, her tecellide O’nun kudretini görmeli ve gördüğü güzellikleri insanlara da göstermeli. Allah’ı ve Resûlünü anlatan, insanları Kur’an’a ve güzel ahlâka çağıran Müslüman kardeşlerine sevgi duymalı. Çünkü mümin, kardeşinin güzelliğini gördüğünde bundan rahatsız olan değil onun güzel hâliyle sevinen kişidir.

Fakat özellikle son dönemde bazı sosyal medya sitelerinde, yapılan paylaşımlarda ve yorumlarda Allah sevgisinden, Allah için sevmekten, merhametten ve kardeşlikten öyle az bahsediliyor ki. Cümleler hep öfke, nefret, suçlama ve kin taşıyor. Herkes yanlış, herkes sapmış, herkes kötü niyetli, doğru olan ise yalnızca kendileri!

Olmuyor... Onlar aşkı, sevgiyi, şefkati, merhameti, fedakârlığı, dostluğu ve kardeşliği anlatamıyorlar. Çünkü kalbinde sevgiyi büyütemeyen insanın sözlerinde de sevgi eksik kalıyor.

Sevgisizlik korkunç; her an kavga etmeye hazır, sürekli tartışan, herkese düşmanlık besleyen, kin ve öfkeyle yaşayan insanlar zamanla hakikati sağlıklı biçimde değerlendiremez hâle gelir. Öfke, insanın görüşünü daraltır, kin, basiretini örter, nefret ise aklını bulandırır. Bu yüzden kafaları karmakarışık, görüşleri puslu, hükümleri ise çoğu zaman önyargılarının gölgesinde yaşıyorlar.

Bu art niyetliler senelerce su kenarında göllenip hortumlarıyla su fışkırtarak keyif çatıyorlardı. Ne olduysa, hakkı paylaşan samimi insanların etrafındaki kalabalık yüzünden hasede kapıldılar, enaniyetleri arttı, keyifleri bozuldu. Konfor alanını mecburen terk edip züccaciye dükkânına daldılar. Fil sürüsü gibi ortalığı talan etmek de kesmiyor, camları indirmeye başladılar. Ama sonunda kırdıkları o camların parçaları, en çok kendi ayaklarını keser. Hesabı da kendileri öder.

Biz Müslümanlar kalplerimizi haset ve kinle değil muhabbetle doldurmalı; kardeşlik bağlarımızı daha da güçlendirmek için çaba göstermeliyiz. Farklılıklarımızı birbirimize karşı kullanmak yerine, ortak değerlerimiz etrafında birleşmeliyiz.

Yaşadığımız ahir zamanda fitne her taraftan saldırıyor. İnsanları birbirine düşüren, gençleri tuzağa sürükleyen, toplumların huzurunu bozan, barışı engelleyen, dünyanın dört bir yanında zulmü, şiddeti ve terörü körükleyen büyük bir fitne düzeni var. Böyle bir zamanda Müslümanın yapacağı şey, kardeşinin açığını aramak, kardeşinin niyetini sorgulamak, ona karşı cephe açmak değildir.

Asıl mesele, birbirimize karşı kılıç kuşanmak değil, küfre ve küfrün yol açtığı zulme karşı cehd etmektir. Birbirimizi tüketerek güçlenemeyiz. Kardeşimizi aşağılayarak izzet kazanamayız. Birbirimizin itibarını yok ederek İslâm’a hizmet ettiğimizi de zannedemeyiz. Düşmana karşı birleştirmediğimiz gücü birbirimize karşı tüketirsek, Allah o gücü elimizden alır.

Bugün bize düşen, kalplerimizi kinle değil imanla, dilimizi öfkeyle değil hikmetle; safımızı da birbirimize karşı değil, Allah’ın düşmanlığına ve yeryüzündeki fitneye karşı belirlemektir.

Çünkü ümmetin en büyük ihtiyacı, birbirine şüpheyle bakan kalabalıklar değil, Allah için birbirini seven, birbirinin elinden tutan ve aynı safta kenetlenebilen müminlerdir.

Allah bizi zalimlerin safında, gölgesinde ve gönlünde bulunanlardan eylemesin. Kalplerimizi ve adımlarımızı hak üzere sabit kılsın. Bâtıl değil hak uğrunda dimdik duracak bir cesaret versin. Bizi, zalimlere yakınlaştıran her sözden, her dostluktan ve her menfaatten uzak tutsun. Amin.

Emel Elif Bayraktar

{ "vars": { "gtag_id": "G-R51Z2Y1BKB", "config": { "G-R51Z2Y1BKB": { "groups": "default" } } }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } < type="adsense" data-ad-client="ca-pub-7624685840567365">