Atamalarda ve yönetim kademelerinde "yıl oranı" ve "uzmanlık" kriterleri esas alınmalı, koltuklar sadece liyakat sahiplerine emanet edilmelidir.
Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin ilk yıllarında "Maaşım öğretmen maaşını geçmesin" derken aslında bir bütçe hesabından değil, bir zihniyet inşasından bahsediyordu. O zihniyet; vatanı kurtaracak olanın ordular, kalkındıracak olanın ise öğretmenler olduğu gerçeğiydi. Ancak bugün geldiğimiz noktada, eğitimin neferi olan öğretmenlerimizin içine düştüğü tablo, ne yazık ki bu vizyonun çok gerisinde kalmıştır.
Sözleşmeli Çilesi ve Kadro Gerekliliği
2026 yılındayız ve hâlâ "sözleşmeli" adı altında bir güvencesizlik sistemini tartışıyoruz. Milli Eğitim başta olmak üzere, tüm kamu kurumlarındaki sözleşmeli memur statüsü artık bir "tasarruf" kalemi olmaktan çıkarılmalı, bir "kazanç" kapısına dönüştürülmelidir. Öğretmen, yarın hangi okulda olacağını, sözleşmesinin yenilenip yenilenmeyeceğini düşünürken öğrencisine nasıl tam verim verebilir? Tüm sözleşmeli personelin ivedilikle kadroya geçirilmesi, devletin sırtında bir yük değil, toplumsal barışın ve kalitenin teminatıdır.
Komik Rakamlarla Kariyer Olmaz
Uzman öğretmenlik ve Başöğretmenlik ünvanları kağıt üzerinde güzel dursa da, bu ünvanlara verilen farklar bugünün ekonomik şartlarında maalesef "komik" kalmaktadır. 15 bin lira gibi rakamlar, yıllarını eğitime adamış bir eğitimcinin emeğinin karşılığı olamaz. Öğretmenin mutfağında yangın varken, sınıfında huzur beklemezsiniz. Öğreticinin önce huzurlu yaşaması şarttır ki, o huzur sınıfa, oradan da geleceğe sirayet etsin.
Sosyal Haklar: Var Ama Yok!
Öğretmenevleri... Adı üstünde "Öğretmen" evi. Fakat bugün bir öğretmenin kendi evinde yer bulması mucizelere bağlı. Bürokrasinin konfor alanı haline gelen bu tesisler, asıl sahiplerine, yani öğretmenlere kapılarını sonuna kadar açmalıdır. Öğretmenin sosyal hakları sadece kağıt üzerinde bir "varmış gibi" yapma halinden kurtarılmalı; konaklamadan ulaşıma kadar her alanda bu mesleğin onuru korunmalıdır.
Kıdemin ve Tecrübenin Hakkı: Liyakat
Yirmi yılını sınıflarda tüketmiş, binlerce evlat yetiştirmiş bir öğretmenin; henüz beş yıllık, tecrübesi taze bir yönetici tarafından liyakatsiz bir şekilde yönetilmesi mesleki onuru zedelemektedir. Kıdem bir mevkidir, yıl bir rütbedir. Atamalarda ve yönetim kademelerinde "yıl oranı" ve "uzmanlık" kriterleri esas alınmalı, koltuklar sadece liyakat sahiplerine emanet edilmelidir.
Özel Sektörden Kamuya: Kaliteyi Koruma Vakti
Özel dershanelerden ve özel okullardan gelen, sahada pişmiş, kaliteli öğretmenlerimizi Milli Eğitim bünyesinde daha kapsayıcı ve kucaklayıcı şartlarda barındırmalıyız. Okullardaki öğretmen açığı bir an evvel kapatılmalı ve devlet okullarındaki eğitim kalitesi, özel kolejlerle yarışacak değil, onları geride bırakacak seviyeye çekilmelidir.
Sonuç olarak;
Hükümet ve ilgili tüm merciler, 2026 yılında eğitimde bir devrim yapmak istiyorsa işe öğretmenden başlamalıdır. Unutulmamalıdır ki; öğretmeni fakir olan bir milletin, geleceği zengin olamaz. Öğretmenine değer veren bir devlet, aslında kendi geleceğine yatırım yapmaktadır.
Next