Ramazan, takvimde bir ay değil; insanın içinde açılan bir kapıdır. O kapıyı açık tutabilenler için ise her gün biraz daha bayramdır.

Her yıl takvimler Ramazan ayını gösterdiğinde, aslında değişen yalnızca günler değildir; kalplerin ritmi, şehirlerin sesi ve insanların birbirine bakışı da değişir. Çünkü Ramazan, sadece aç kalınan bir zaman dilimi değil; insanın kendi içine doğru çıktığı derin bir yolculuktur.

Gündelik hayatın telaşı içinde çoğu zaman fark etmediğimiz bir gerçek vardır: İnsan, en çok kendinden uzaklaşır. İş, stres, hedefler, hırslar… Hepsi ruhun üzerine ince bir toz tabakası gibi çöker. Ramazan işte tam da bu noktada gelir; insanın kalbini silkeleyen, ruhunu arındıran bir hatırlatıcı gibi.

Oruç, yalnızca mideyi değil; dili, gözü, kalbi ve niyeti de terbiye eder. Açlık, yoksulluğun ne demek olduğunu öğretirken; sabır, insanın içindeki en güçlü kasın aslında iradesi olduğunu gösterir. Bir lokmanın değerini, bir yudum suyun kıymetini, bir tebessümün bile sadaka olduğunu en çok bu ayda hissederiz.

Ramazan aynı zamanda paylaşmanın ayıdır. Sofraların büyüdüğü, gönüllerin genişlediği, kırgınlıkların eridiği bir zaman… Aynı ekmeği bölüşmek, aslında aynı duyguyu paylaşmaktır: “Biz” olabilmek.

Belki de Ramazan’ın en büyük öğretisi şudur: İnsan, kendini susturabildiği kadar Allah’a yaklaşır. Gürültü azaldıkça kalbin sesi duyulur. Ve o ses, hep aynı şeyi fısıldar:
Daha iyi bir insan olmak mümkün.

Ramazan geçer, günler yine hızlanır. Ama bu ayın bıraktığı iz kalmalıdır: Daha yumuşak bir kalp, daha sabırlı bir dil, daha merhametli bir bakış…

Çünkü Ramazan, takvimde bir ay değil; insanın içinde açılan bir kapıdır. O kapıyı açık tutabilenler için ise her gün biraz daha bayramdır. 🌙